İSTANBUL’DA MUTLAKA GÖRMENİZ GEREKEN 10 YER

İstanbul, her zevkten misafiri ağırlamakta usta bir ev sahibi…  Ancak bu tarihi ve kültürel zenginlik içinde kimsenin gözden kaçırmaması gereken mekânlar var. İşte, eşsiz bir İstanbul ziyaretinin olmazsa olmazı 10 yer!

  1. Ayasofya Müzesi: İstanbul’un sembollerinden Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, MS 532 – 537 yılları arasında, İstanbul’un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine yapılmış bir katedraldir. Dünya’nın en eski katedrali olmasının yanı sıra, yapıldığı dönemden itibaren yaklaşık bin yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali ünvanına da sahip olmuştur. Bugün yüzölçümü bakımından dördüncüdür. Dünya’nın en hızlı (5 yılda) inşa edilmiş katedralidir. 1453 yılında Fatih’in İstanbul’u fethiyle birlikte cami haline getirilmiştir. Çileli tarihi boyunca defalarca yanmış, çökmüş, 3 kere yeniden yapılmıştır. Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarları eklemesi sonrasında bir daha yıkılmamıştır.
  1. Topkapı Sarayı Muzesi: Dünyanın en romantik saraylarından birisidir Topkapı Sarayı. Versailles yahut Dolmabahçe gibi bir müstakil, görkemli fotoğraf vermez. İhtişamdan çok romantizme yakındır. Görkemli bir evden çok masalsı bir mahalleye benzer. Zaten bir zamanlar içinde 4000 civarı insan yaşamıştır. Bugün 80 bin metrekare olan alanı, ilk yıllarında 700 bin metrekaredir. Saray, Fatih tarafından 1478’de yaptırılmış ve 600 yıllık Osmanlı’nın 400 yıl idari merkezliğini yapmış, padişahlara ev olmuştur. Dolmabahçe Sarayı’nın 1856’da tamamlanmasıyla padişahlar Topkapı Sarayı’nda yaşamayı bıraksalar da devlet görevlileri bırakmamış, Topkapı Sarayı hiçbir zaman gözden düşmemiştir. Topkapı Sarayı’nın ilk defa, bir müze gibi ziyarete açılması Abdülmecit dönemine rastlar. Dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilmiştir. Bundan sonra Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eski eserleri yabancılara göstermek gelenek haline gelmiştir. 1924’ten beri halkın ziyaretine açık olan Saray’ın içinde birbirinden güzel ve ilginç onlarca yapı ile dinlenme alanı vardır.
  1. Kapalı Çarşı: Turistik yerlerden hoşlanmıyor, çarşı-pazar sevmiyor bile olsanız, Kapalıçarşı’ya kayıtsız kalamazsınız. Eşsiz mimarisi, çeşit çeşit esnafı, hatta lokanta ve kafeleriyle Kapalıçarşı size bir güne malolabilir. Dünyanın bu en eski alışveriş merkezine, yoğun zamanlarında yarım milyona yakın insanın sığdığı söylenir. Yılda 91 milyon ziyaretçiyi ağırlayan çarşı, dünyanın en fazla ziyaret edilen turistik mekânıdır. Kapalıçarşı’nın temeli 1461 yılında atılmıştır. 30.700 metrekarelik çarşı dev bir labirent gibidir. 66 sokağı, 4.000 dükkânı vardır.Günümüzde birçok sokaktaki dükkânlar fonksiyon değişikliğine uğramıştır. Yorgancılar, terlikçiler, fesçiler gibi meslek grupları sadece sokak ismi olarak kalmıştır. Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkânları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. Oldukça küçük olan bu dükkânlar, değişik fiyat ve pazarlıkla satış yaparlar. Haliç kıyısındaki Mısır Çarşısı da daha küçük ölçüde bir kapalı çarşıdır.
  1. Galata Kulesi: Dünyanın en eski kulelerinden biridir. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından, 528’de fener kulesi olarak yapılmıştır. Bizim tavsiyemiz, Galata Kulesi’ni gezerken vaktinizi geniş tutun ve civarını da dolaşmayı eksik etmeyin. Örneğin İstiklal Caddesi’ni geçtikten sonra Tünel’den, müzikçi dükkanlarının arasından inin aşağı. Yolda alışveriş yapabilir, dilerseniz her köşede satılan taze meyve suları ile mola verebilirsiniz. Kulenin önündeki meydanın kaldırımları zaten kendisini tanıtacaktır.69,90 metrelik kulenin duvar kalınlığı 3.75 metredir. Yaklaşık 10.000 tondur ve kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır. Derinliğinde bulunan çukurların altındaki kanalda birçok kafatası ve kemik bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu zindan olarak kullanılmıştır.Kule’den çıktıktan sonra da aynı yoldan Karaköy’e doğru inip yine Galata adını taşıyan köprüden yürümeyi ve köprü üzerinden oltasını sallayan Galata balıkçılarına selam vermeyi ihmal etmeyin.
  1. Yerebatan Sarnıcı: Yerebatan Sarnıcı, o kadar gizemli ve pitorekstir ki girdiğinizde kendinizi bir film setinde hissedebilirsiniz. Sıcak yaz aylarında doğal serinliğiyle gezmesi daha bir güzeldir. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekânın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Civardaki saraylara su sağlamak için I. Justinyen (527-565) devrinde yapılmıştır ve İstanbul’un en büyük sarnıcıdır. 28 x 12 sıralı sütunlardan 336 tane vardır. Su seviyesi mevsimlere göre değişir ve Doğu duvarındaki değişik seviyedeki borular ile dışarıya su verilirdi. Su seviyelerinin bıraktığı izler, sütunlarda görülebilir. 1984’te büyük bir tamirat geçirmiştir. Bu tamiratta zemin temizliği yapılmış, 1 metreden fazla çamur temizlenmiştir. Böylece orijinal tuğla taban ve 2 sütun altında Medusa kafası mermer bloklar ortaya çıkarılmıştır. Yine bu zamanda inşa edilen yol ile de sarnıç içini dolaşmak mümkün olmuştur.Yerebatan Sarnıcı bugüne kadar birçok konsere, sinema filmine, video klibe ev sahipliği yapmış, devlet adamlarından film yıldızlarına birçok meşhur tarafından ziyaret edilmiştir.
  1. Dolmabahçe Sarayı: Dolmabahçe Sarayı, Avrupa’nın pek çok mimari tarzının güzel bir harmanıdır. 1843-1856 yılları arasında yapılmıştır. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyan’ın eseridir. Yapılmasıyla birlikte romantik ve mütevazı Topkapı Sarayı’nın yerine padişahlara ev olmuştur. Beşiktaş’ta, Kabataş’tan Beşiktaş’a uzanan Dolmabahçe Caddesi’yle İstanbul Boğazı arasında, 250.000 m²’lik bir alan üzerindedir. Marmara Denizi’nden Boğaziçi’ne deniz yoluyla girişte sol kıyıda, Üsküdar ile Salacak’ın karşısında yer alır. Her bir köşesinde önemli bir detay gizli olan sarayın eşsiz bir de manzarası vardır.Dolmabahçe Sarayı üç katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu vardır. Büyük, 56 sütunlu kabul salonu 750 ışıkla aydınlanan, İngiliz yapımı 4,5 tonluk kristal avizesi ile ünlüdür. İç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası bütünüyle orijinaldir. Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonu Dolmabahçe Sarayı’ndadır. Saraya kalorifer ve elektrik sistemi 1910 ila 1912 yılları arasında, Sultan Mehmet Reşad döneminde eklenmiştir.
  1. Çırağan Sarayı: Çırağan, Farsçada ışık anlamına gelir. Her bakımdan parıltılı, görkemli Çırağan Sarayı’na bu isim bu yüzden çok yakışır. Bu ismin seçilme sebebi de, aynı yerde düzenlenen ve Çırağan Şenlikleri denilen meşale şenlikleridir. Sarayın 1834’te başlayan yapılma maceraları, muhtelif karar değişiklikleri ve sıkıntılardan sonra Sultan Abdülaziz tarafından 1871’de tamamlatılmıştır. Sarayın müteahhitliğini Sarkis Balyan ve ortağı Kirkor Narsisyan yapmıştır. 1909’da meclis binası olarak kullanılmış, 1910’da yanmıştır.Odaları nadide halılarla, mobilyaları altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslü Çırağan Sarayı, Boğaziçi’nin diğer sarayları gibi birçok önemli toplantıya mekân olmuştur. Arkasındaki Yıldız Sarayı’na bir köprü ile bağlı olan sarayın cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda harikulade görünümünü geri kazanmıştır. 1987 yılında otel olarak kullanılmak amacıyla restorasyonuna başlanmış, 1990 yılında otel, 1992 yılında ise Tarihi Saray hizmete açılmıştır. Saray’da bundan sonra yapılan renovasyon ise 20 Nisan 2006’da bitirilir. Çırağan Sarayı günümüzde birçok sosyal aktiviteye ev sahipliği yapar.
  1. Kız Kulesi: Boğaz’ın vazgeçilmezlerinden, Salacak açıklarındaki küçük bir adanın üzerine inşa edilmiş Kız Kulesi’nin efsanesi de ilgi çekicidir. Bunlardan, kuleye adını da veren Leandros efsanesi, aralarına deniz giren Leondros ile Hero’nun sonu trajediyle biten aşklarının hikayesidir. Fırtınalı bir gecede, Leandros kulede ışık yandığını görünce, sevgilisi Hero’nun kendisini çağırdığını düşünerek denize atlar. Oysa ışığı yakan, âşıkların her gece gizlice buluştuğunu anlayan bir başkasıdır ve ışığı söndürünce Leandros, Boğaz’ın dalgalarına gömülür. Bu ölümün acısına dayanamayan Hero kuleden atlayarak hayatına son verir. Âşıklar adına kulenin olduğu yere bir deniz feneri yapılır. Tarih boyunca savunma kalesi, sürgün istasyonu, hapishane, karantina odası, radyo istasyonu, vergi noktası ve deniz feneri olarak kullanılan Kız Kulesi, bugün kafe ve restoran olarak hizmet vermektedir.
  1. Mısır Çarşısı: 1660’larda Yeni Cami kompleksinin bir parçası olarak inşa edilen Mısır Çarşısı, İstanbul’un en hareketli yerlerinden biridir. Osmanlı döneminde bitkisel ilaçların da hazırlanıp satıldığı Mısır Çarşısı’nda bugün baharat, bitki çayları, kuruyemiş, pestil ve lokum gibi geleneksel lezzetlerin yanı sıra mücevherat, kumaş, sepet ve çeşitli hediyelik eşyalar da bulunmaktadır. Mısır Çarşısı, çantasını İstanbul’a dair renkli hatıralarla doldurmak isteyenlerin on yıllardır uğrak noktasıdır.
  1. Prens Adaları: İstanbul’da ama tam değil. İstanbul’un kenarında bir masalsı yerdir Prens Adaları. İstanbul’un Anadolu Yakası’nın güney kıyılarının açıklarında, Marmara Denizi’nin kuzeydoğu kesiminde yer alan ve kısaca Adalar olarak anılan takımadadır. Büyüklü küçüklü 9 ada ve kıyıya yakın iki kayalıktan oluşur. Yalnızca Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da sürekli yerleşim vardır. Adalar’ın araç trafiğine kapalı oluşu, bütün adalarda olduğu gibi hayatın yavaş işlemesi, mükemmel mimarisi, güzel bir fayton gezisiyle tadı daha güzel çıkacak harikulade doğası gibi ortak özelliklerinin yanında hepsinin havası farklıdır. Hellenistik dönemden beri hayat olan Adalar’ın tarih boyunca dini, askeri ve siyasi işlevleri olmuştur. Kabataş’tan 45 dakika gibi kısa bir sürede deniz ulaşımı ile gidilen, harikulade bir tatil, kültür ve sayfiye yeridir.
Ser Creative
WordPress Lightbox